Adli Tıp Kurumu Raporlarının Yargılamadaki Delil Değeri: “Üstün Bilirkişi” Yanılgısı

Türk hukuk sisteminde, hakimin hukuki bilgisi dışında teknik veya özel bilgi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması adına en önemli ispat araçlarından biridir. Ancak uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve adil yargılanma hakkını zedeleyen en temel yanılgı; resmi bilirkişi sıfatını haiz Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen raporların, diğer bilirkişi raporlarına nazaran hiyerarşik bir üstünlüğe sahip olduğu ve “son karar mercii” olduğu yönündeki yerleşik algıdır.

İşbu çalışmada; Adli Tıp Kurumu raporlarının mutlak ve bağlayıcı olmadığı, diğer uzman mütalaalarından üstün tutulamayacağı gerçeği güncel Yargıtay içtihatları ışığında incelenmiştir.

I. HUKUK SİSTEMİMİZDE “BİLİRKİŞİ” KAVRAMI VE HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 282. maddesi uyarınca; “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” Kanun koyucu, bilirkişi raporlarını hakim için bağlayıcı kılmamış, “takdiri delil” statüsünde düzenlemiştir.

Mevzuatımızda, “resmi bilirkişi” (Adli Tıp Kurumu) ile “özel bilirkişi” (Üniversite öğretim üyeleri veya bağımsız uzmanlar) arasında bir ast-üst ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Adli Tıp Kurumu raporlarının, mahkemece başka hiçbir sorgulama yapılmaksızın “kesin doğru” kabul edilmesi, HMK’nın ruhuna ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırıdır.

II. ADLİ TIP KURUMU “SON İNCELEME MERCİİ” DEĞİLDİR

Yargılama pratiğinde, özellikle teknik incelemelerde (imza incelemesi, fiziki hasar tespiti vb.) Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden gelen raporun “son söz” olduğu düşünülmektedir. Oysa Yargıtay, Adli Tıp Kurumu raporlarının yetersiz, çelişkili veya kanaat oluşturmaktan uzak olması halinde, bu raporla hüküm kurulmasını açıkça bozma sebebi saymaktadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/11647 E., 2021/10290 K. sayılı ve 19.10.2021 tarihli ilamında bu husus, imza incelemesi özelinde şu şekilde kayda geçirilmiştir:

“Mahkemece, bahsi geçen rapor hükme esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Adli Tıp Kurumundan alınan raporun, bu hali ile kesin kanaat içermediği ve dolayısıyla hüküm kurmaya elverişli olmadığı açık olup, söz konusu raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından, kesin kanaat bildirmeyen mevcut rapora göre sonuca gidilemez. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’nin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 07/10/2009 tarihli ve 2009- 12-282 sayılı kararı). Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; Adli Tıp Kurumu’nun imza incelemesinde üst ve son merci olmadığı gözetilerek, üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden (grafoloji alanında uzman) oluşturulacak bilirkişi heyetinden, dava konusu belgedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığına ilişkin yeniden rapor alınması gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

Karardan açıkça anlaşılacağı üzere, Adli Tıp Kurumu raporunun tatmin edici olmaması durumunda, mahkemenin üniversitelerin ilgili fakültelerinden (örneğin Güzel Sanatlar Fakültesi veya ilgili Mühendislik Fakülteleri) oluşturulacak akademik heyetlerden yeni rapor alması zorunludur.

III. RAPORLARIN DENETLENEBİLİRLİĞİ VE GEREKÇE ZORUNLULUĞU

Bir bilirkişi raporunun -ister Adli Tıp Kurumu’ndan ister üniversiteden alınmış olsun- hükme esas alınabilmesi için “denetime elverişli” olması şarttır. Yargıtay’a göre denetime elverişlilik; raporun sadece sonuç bildirmesi değil o sonuca nasıl varıldığının bilimsel verilerle, gerekçeli olarak açıklanması demektir.

Adli Tıp Kurumu’ndan gelen ve tarafların itirazlarını karşılamayan, matbu ifadeler içeren veya “kusur/hata yoktur” şeklinde soyut sonuç bildiren raporlar hukuken geçersizdir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/9702 E., 2021/9452 K. sayılı ve 04.10.2021 tarihli kararında, raporun içeriğinin niteliği şöyle sorgulanmıştır:

“Somut olayda; davacı, eşinin ve yeni doğan çocuğunun vefatı üzerine kusuru bulunduğu iddiasıyla davalıdan tazminat talebinde bulunmuştur. Dosya içindeki Adli Tıp Kurumu raporlarında her ne kadar müteveffa … bakımından sezeryan ve sonrası sürece ilişkin işlemler incelenmiş ve sonuç olarak davalıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı belirtilmiş ise de raporlar davacının itirazlarını karşılar nitelikte olmadığı gibi müteveffa … bakımından da raporda denetime ve hüküm kurmaya yeter derecede değerlendirmede bulunulmamıştır.

Bu durumda ilk derece mahkemesince; davalı hastanede bünyesindeki tedavi ve hamilelik sürecinin başından doğum sonrası süreç dahil olmak üzere, bilgilendirme, rıza va onam belgeleri de dahil tüm tıbbi bilgi ve belgeler temin edilip dosya arasına alınmak suretiyle, üniversitede öğretim üyelerinden oluşturulacak konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden, hem müteveffa … … hem de müteveffa … bakımından davalı hastaneye atfedilebilecek kusur olup olmadığı hususunda davacının iddia ve itirazlarını somut şekilde karşılar nitelikte, nedenlerini açıklayıcı, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yeterli değerlendirme içermeyen raporlara dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir”

IV. SPESİFİK UZMANLIK GEREKTİREN HALLERDE AKADEMİK HEYETLERİN ÖNEMİ

Adli Tıp Kurumu İhtisas Daireleri, belirli genel kategorilerde (Trafik, Fizik, Tıp vb.) hizmet vermektedir. Ancak dava konusu olay, çok spesifik bir teknik uzmanlık (örneğin; nadir bir cerrahi komplikasyon, spesifik bir mühendislik hesabı vb.) gerektiriyorsa, genel ihtisas dairesi raporu yeterli değildir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/10593 E. , 2021/9791 K. sayılı ve 07/10/2021 tarihli aşağıdaki kararında, raporun spesifik uzmanlık gerektiren bir alanla ilgili olması durumunda öğretim üyelerinden bir bilirkişi kurulu oluşturulması gerektiği belirtilmiştir.

“Mahkemece, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli öğretim üyelerinden alınan rapor yeterli görülmüş ve hükme esas alınmış ise de; davaya konu uyuşmazlığın göze yapılan vitrektomi ve silikon uygulanması ameliyatı sırasında meydana gelen damar yaralanmasına ilişkin spesifik bir konu olduğu nazara alındığında, aralarında göz hastalıkları ve cerrahisi uzmanı ile (davacının şeker hastası olması sebebiyle) dahiliye uzmanının yer almadığı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanmış olan ek raporların hüküm vermeye yeterli olmadığı ortadadır. O halde mahkemece, konusunda uzman göz hastalıkları ve cerrahisi ile dahiliye uzmanın üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulundan, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

V. ADLİ TIP RAPORU İLE DİĞER RAPORLAR ARASINDA ÇELİŞKİ BULUNMASI HALİ

Yargılama sürecinde dosya kapsamında alınan ilk bilirkişi raporu ile sonradan alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu arasında taban tabana zıtlık (çelişki) bulunması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Böyle bir durumda mahkemenin, “ATK resmi kurumdur, raporu diğerinden üstündür” varsayımıyla hareket ederek doğrudan ATK raporunu hükme esas alması usul ve yasaya aykırıdır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin E. 2010/30449, K. 2011/11291 sayılı ve 31.05.2011 tarihli aşağıdaki kararında konuya açıklık getirmiştir:

“Mahkemece yaptırılan inceleme sonucunda bilirkişi İ. I.’in sunmuş olduğu 21.05.2009 tarihli hakim havaleli raporunda bonodaki imzanın borçlu U. W.’in elinden çıkmadığı belirtilmiş, söz konusu rapora itiraz edilmesi üzerine dosya Adli Tıp Kurumuna gönderilmiş, Adli Tıp Kurumunun 13.08.2010 tarihli raporunda, bonodaki imzanın, borçlu U. W.’in eli ürünü olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

Adli Tıp Kurumu Grafoloji bölümünün, imza incelemesinde son mercii olarak kabulü mümkün bulunmadığından, bu rapora üstünlük tanınarak sonuca gidilemez.

O halde mahkemece iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden ve ehil bilirkişilerden oluşacak bir kuruldan mütalaa alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.”

Karardan da anlaşılacağı üzere; çelişki halinde yapılması gereken işlem, ATK raporunu kabul etmek değil; üçüncü ve tarafsız, konusunda ehil (tercihen akademik) yeni bir bilirkişi heyeti oluşturarak maddi gerçeği şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktır.

VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Yargılama faaliyetinin nihai amacı maddi gerçeğin kendisine ulaşmaktır. Bu bağlamda incelediğimiz Yargıtay kararları ve hukuki düzenlemelerle sabit olduğu üzere Adli Tıp Kurumu raporları tartışılmaz bir “son söz” değildir.

Mahkemeler nezdinde Adli Tıp Kurumu’nun resmi bilirkişi olması, ona diğer bilimsel görüşler karşısında hiyerarşik bir üstünlük sağlamaz. 

  • Bilimsel verilerden uzak,
  • Denetime elverişsiz (gerekçesiz),
  • Spesifik uzmanlık gerektiren konularda genel geçer ifadeler içeren,
  • Dosyadaki diğer delillerle çelişen

Adli Tıp Kurumu raporları hükme esas alınmaya uygun değildir.

Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatları; yetersiz ATK raporlarına karşı üniversitelerin ilgili akademik kadrolarından (profesör ve doçent heyetlerinden) yeni rapor alınmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla, aleyhe gelen bir raporda pes etmek yerine, raporun teknik ve hukuki eksikliklerini tespit ederek itiraz sürecini etkili yönetmek, davanın seyrini lehinize çevirebilecek en kritik adımdır.

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Eren GENÇ ve Av. Halil ÖZBEKLİ’ye aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Diğer makalelerimize makaleler bölümünden ulaşabilirsiniz.

Soru ve Yorumlar İçin

Hukuki sorunlara dair her türlü görüş, yorum ve sorularınızı iletişim bölümünden ve mail bölümünden yazabilirsiniz.

Yorum Yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir